Ailesinden Mesajlar

Selma Argon: Yok, hayır, ben çok sonra doğdum, 1944 doğumluyum. Babamla annem evlendikten sonra zaten şarka gitmişler, ablam daha çok şark çocuğudur. O İstanbul’a gelince yadırgadım derdi. Şarkta, orada burada, İstanbul dışında…

F.B.: Hangi vilayetlerde?

Selma Argon: Erciş var, Beytüşşebap var, ondan sonra Milas, Muğla var. Hep o zamanki vazifede babamın gittiği yerler ve babam mesleğine çok düşkünmüş. Annem anlatırdı; bazen sabahlara kadar bir ineği doğurtmak için, bir kısrağı doğurtmak için çalışırmış. O zaman öyle, veterinerler şimdiki gibi yalnız köpeklere, kedilere bakmıyorlardı, her şeye bakıyorlarmış. Hiç unutmam, Milas’ta oldukları zaman mesela para yerine bir sepet yumurta gelirmiş, annem de onu eşine dostuna dağıtırmış; bir sepet yumurtayı bir aile nasıl bitirsin. Tavuklar gelirmiş, üzümler gelirmiş Milas etrafındaki bağlardan. Yazın yukarı yaylaya çıkarlarmış, sıcak oluyor ya şehirlerin içi. Annem çok mutlu anlatırdı o zamanlarını, çünkü o tip şeylerden hoşlanırsı. Mesela şarka falan giderlerken katırların sırtında gitmişler, annem ata da binermiş. Çok mutluydu evliliğinin ilk zamanları, çok severek anlatırdı. Biraz böyle maceracı, korkusuz bir hanımdı.

F.B.: Anneniz mi?

Selma Argon: Annem, evet. Ata binmekten, dağda bayırda gitmekten hiç korkmazdı...

F.B.: Mehmet Akif’in kızı Su’ad Hanım’dan bahsediyoruz.

Selma Argon: Su’ad Hanım, evet.

F.B.: Su’ad Hanım’ı da biraz anlatın bize, ne zaman doğdu, nasıl bir eğitim aldı, babasıyla ilişkileri nasıldı?

Selma Argon: Annem 1906 İstanbul doğumlu. O zamanın çocukları daha çok nereye gidiyorlarsa, orada okumuş, Darülfünun’da okumuş. Evde bizzat dedemle o zamanki büyüklerin kitaplarını beraber okurlarmış, üstünde çalışmalar yaparlarmış, anlamadığı yerleri dedeme sorarmış. Müzik eğitimi, resim eğitimi… Annem çok istemiş mesela daha ileriki yaşlarında resim eğitimi aldırmış ona. Dedem Poz verirmiş ona…

F.B.: Güzel resim yapar mıydı anneniz?

Selma Argon: Annem çok güzel resim yapardı. Kendince yağlıboya çalışırdı, yani öyle dışarıya sergiye, insanlara göstereyim diye değil, sadece kendi hobisiydi. Oturur sabahtan akşama kadar resim yapardı. Son senelerinde yapamaz oldu tabi, sırtı ağrıyordu, fakat bütün beraber olduğunuz uzun senelerde ben derme çatma bir şey yaptırmıştım. O zaman böyle şimdiki gibi her yerde satılmıyor, eline ne geçerse ona resim yapardı. Mesela bir tahta bulduğunda, kalın bir kağıt bulduğunda veya bir kartonpiyer hemen onu gerer, ona resim yapardı. Daha çok benim resmimi çizerdi. Çizdiği resimlerin çoğunun suratı da bana benzer. Bazen, ”Şöyle yan dur da elini koy, elini yapayım,” derdi. Manzara resmi çok severdi.

F.B.: Var mı, duruyor mu?

Selma Argon: Var. Bir kısmı sarılı, çünkü gördüğünüz gibi asamıyorum, duvarlar harap olmasın diye. Birkaç senedir de baktıramadık. Durdukça bozulur, kirlenir, tozlanır diye bir kısmını sardım, ama benim için yaptığı yukarıda duruyor, onu indireceğim size. Benim bir yarı portrem var, yan duruyor. Çizdiği resimlerin çoğu bana benzer, herhalde devamlı gözünün önünde olduğum için…

F.B.:  O da güzel

Selma Argon: Mevlana’yı severdi. mesela namaz kılan bir hoca, namaz kılan bir hanım, ondan sonra Mevlana. Dönen Semazenleri yapmıştı, çok büyüktü, onu bir arkadaşına hediye etti. Ankara’da halen oradadırlar. Bir subay arkadaşının eşine hediye etti onu. Dönen birkaç tane Semazen, öyle resimleri çok severdi annem. Bir resmi gördüğünde, daha sonra onu hayal ederek resim yapardı, yani önüne başka bir örnek alarak değil. Resimden ilham alır, bir şeyden…

F.B.: Hayalinde canlandırır…

Selma Argon: Hayalinden yapardı.

F.B.: Eğitimi dedeniz veriyor, değil mi?

Selma Argon: Evet, yani hem evde hem de liseye gidiyor. Ondan sonra evde de çalıştırırmış. Abdülhak Hamit’in romanları, okuması gereken şeyleri beraber okurlarmış. Annem anlamadığı yerleri dedeme sorarmış, o da çok ilgilenirmiş çocuklarıyla. Öğrensinler, sadece okulda değil, evdeki eğitimle de öğrensinler istiyor. Annem o zaman resim yapmaya meraklı, bir de müzik, hem de keman… Müziğe bizim ailede herkesin ayrı bir merakı var…

F.B.: Dedeniz de bunu teşvik ediyor değil mi?

Selma Argon: Tabi tabi… Keman aldırıyor. Ondan sonra hatta anneme (eğer yanılmıyorsam, yanılıyorsam da affınızı rica ediyorum) sanırım Şerif Muhittin bir keman hediye etmiş anneme, ama yanılıyor da olabilirim, yanılıyorsam da bilenler beni affetsin. O keman uzun zaman annemdeydi. Annem evde keman çalardı, çok güzel çalardı. Ablam, “Benim çocukluğumda da annem keman çalardı daha çok vals tipi şeyler,” diye anlatırdı. Babamla beraber karşılıklı çok güzel şarkılar söylerlermiş. Babamın da sesi güzelmiş. Bizim ailede herkesin sesi güzeldi. Annemin de, dayımın da çok güzel sesi vardı. Evde hep şarkılar söylenirdi. Annem iş yaparken şarkı söyler, dayım evde olduğu zaman müziğe çok meraklı, şarkılar söyler kendi kendine. Türk müziğini çok severlerdi. Benim de özel merakımdır. Trabzon’da dokuz sene yaşadım ben, evlendim gittim. Orada mesela Trabzon Lisesi Mezunları diye bir cemiyete üye oldum. Eşim de meraklıydı, o söylemezdi, gelip dinlerdi. Koromuz vardı. Gelen sanatçılara eşlik eden, Trabzon’dan yetişen büyük bir Türk müziği topluluğu vardı, orada güzel şarkılar söylerdik. Haftada iki gün, üç gün toplanırdık…

F.B.: Sizin de müziğe merakınız var mı?

Selma Argon: Çok severim, yani özel bir merakımdır. O zaman orada televizyon yoktu ama mesela okul gecelerinde, bizim askerlere yaptığımız gecelerde, şurada burada gelirlerdi beraber şarkılar söylerdik. Haftada üç gün de toplanırdık. Güzel günlerdi.

F.B.: Peki, biraz daha annenizi konuşalım. Su’ad Hanım’ın şiirle arası nasıldı, sanatla?

Selma Argon: Annemin zaman zaman küçük, kendi kendine hikâyeler yazdığını, şiirler yazdığını hatırlıyorum, fakat onları eski Türkçe yazardı, hiçbirimiz okumayalım diye. Bu, onun özeliydi. “Ne yazıyorsun,” diye sorduğum zaman da, “Karışma bakayım sen bana,” derdi. Yazmaya kabiliyeti vardı diye tahmin ediyorum. Yazdığını hatırlıyorum, ama ne yazdığını bilemiyorum, çünkü okuyamıyordum, bizden saklıyordu.

F.B.: Duruyor mu o yazılar?

Selma Argon: Maalesef durmuyor. Onları bir müddet sonra imha etti. Yırtardı. Demek ki insan zaman zaman böyle şeyler yapıyor, biliyor musunuz. Benim de hayatımda oldu, eminim sizin de hayatınızda olmuştur. Şiirler yazmışızdır, bir müddet geçtikten sonra, “Bu da ne?” diyerek imha etmişizdir. O da öyleydi mutlaka. Annem daha çok resimle meşgul oluyordu tabi, güzel resim yapıyordu.

F.B.: Annenizin aldığı eğitim?

Selma Argon: Annem liseyi bitirmişti. Savaş şartları malum. Sürekli seyahatler okuma imkânını da güçleştiriyordu.