Ailesinden Mesajlar

Ben onlara mandolin çalar, şarkılar söylerdim. Evlerde kâh onlarda kâh bizde yemekler yenirdi. Büyük bir aile gibi iç içe, tüm güzellikleri paylaşarak, acıları ve dertleri küçülterek büyüdük. Dayım, bunca çile dolu yıllarını yok sayarcasına bizi evladı sayar, bağrına basardı. Çocuk sevgisini, babalık özlemini belki de bizi severek giderirdi. Coşku dolu yüreğini bizden hiç esirgemedi. Dedeme Mehmet Akif gibi, çok yönlü, duygulu, neşeli, derdini de sevdasını da yüklenebilen bir insandı.

F.B.: Peki, Tahir dayınızın şiire, edebiyata, sanata ilgisi var mıydı?

Selma Argon: Elbette, bizim ailemizin hemen her ferdi bir sanat dalına meyillidir. Zaten dedem Mehmet Akif, çocuklarının mutlaka bir sanat dalıyla uğraşmaları için özel ihtimam göstermiş. Annem mesela, iyi bir ressamdı. Dedemin aldırdığı özel eğitim sayesindedir bu sanatı. Aynı şekilde Tahir Dayım da güzel karakalem resim yapardı ve tahta oyma sanatıyla uğraşırdı. Kendi kendine tahtadan oyma eserler yapardı. Mesela masa, küçük masalar oyarak şekiller verirdi. Hem nahhatlığı vardır, hem de karakalem ressamlığı yani… Tabi birde eli süslemeye çok yatkındır. Antikacıları dolaşıp bir antika vazo görür, onu eve getirir onların üstüne süsler ve abajur yapardı. Şark köşesi yapar, el sanatına çok meraklıydı ve çok güzel yapardı. Ayrıca çok güzel sesi vardı. Güzel şiir okur, şarkı söylerdi. Onun söylediği şarkılar hâlâ kulaklarımda çınlıyor.

F.B.: Sizin de resminizi yaptı mı?

Selma Argon: Hayır. Dayım Greta Garbo hayranıydı. Benim resmimi çekerdi fotoğraf makinesiyle. Fakat Greta Garbo’nun evde karakalem resimlerini hatırlıyorum. Garbo’ya çok meraklıydı ve onun karakalem resimlerini yapmaya çalışırdı. Keşke benim de bir karakalem resmimi yapmış olsaydı, çok sevinirdim. Ancak böyle bir şey yaptırmadık. Kendi halinde, sanatını icra eder, pek dışarıya bu sanatını sergilemezdi.

F.B.: Evinizde hiç karakalem çalışması var mı?

Selma Argon: Bende yok, ama yakın arkadaşlarımızda var, yani onu hemen elde edemem. Evimde, bir iki yerde asılı. Çok güzel iki tane karakalem resim hatırlıyorum. İnşallah kitap çalışmamızda ona yer veririz.  Böylece Dayıcığımın sanatı belki de ilk defa gün yüzüne çıkmış olur.

F.B.: Dayınızla olan münasebetiniz aynı evde yaşıyor olmaktan mı kaynaklanıyordu? Ailenin kendi içinde birbirine yakınlığı ne durumda?

Selma Argon: Aynı evde oturuyorduk. Biz; ablam, ben, annem dayımın yanına yerleştik. Dediğim gibi, bize çok güzel baktı. Eli hiç boş gelmez, bütün bayramlarda en yeni şeyler alınır, benimle beraber olmaktan çok mutlu olurdu. Ablam henüz genç kızdı o zaman, akademiye gidiyordu. Ben çocuk olduğum için daha çok evdeydim ve dayımla en çok zamanı ben geçiriyordum hafta sonlarında. Dayım o zaman İş Bankası’nda çalışırdı, İş Bankası’nın Karaköy’deki büyük merkez binasında. Hafta sonları Cumartesi günleri beni yanına alır, ya da gider onun işyerinde buluşur, ondan sonra üst katta yemek yer, oradan Beyoğlu’na çıkardık. Mutlaka sinemaya giderdik. Bayram vardı, orada bana pasta yedirirdi. Oradan mutlaka yeni gelmiş bir filme giderdik, sinemaya. Çocukluğumda Dayımla beraber bütün filmlere gitmişimdir. Bazen annem de gelirdi, ama çoğunlukla dayımla beraber sinemaya giderdik, sinema tahlilleri yapardık.

F.B.: Siz kaç kardeşsiniz?

Selma Argon: İki kardeşiz, bir ablam var, Ferda Hanım. Meşhur Ferda Kadın şiirinin muhatabıdır. Birde bendeniz. Aslında benim adımı da Dedem Mehmet Akif koymuş. Annem, ablama hamileyken dedem mektubunda iki isim önermiş. Ferda ve Selma. Annemler de ablam doğunca adını Ferda koymuş. Ardından ben doğunca da adım Selma konulmuş.

F.B.: Peki, dayınızla anneniz Su’ad Hanım’ın ilişkileri nasıldı?

Selma Argon: Dayımla annemin ilişkileri çok güzeldi, çünkü annem ayrılıp da dayımın yanına gidince iki kardeş beraber yaşadılar. En küçük kızları…

F.B.: Kaç yıl beraber yaşadılar?

Selma Argon: Düşünün ben beş yaşındaydım. Ben evlenene kadar hep beraber…15- 20 yıl? Tabi ki hep beraberdik. Ondan sonra da kopmadık. Evlenince başka bir yere gidiyorsunuz; eviniz, barkınız ayrılıyor. Ama biz kopmadık. Telefonla, mektupla olsun sürekli birbirimizle iletişim halindeydik. Bazen dayım gelirdi, bazen biz giderdik, yani hiçbir zaman ilişkilerimiz kopmadı. Kızların en küçüğü annem, erkeklerin en küçüğü dayım, çocuklukları, çocukluk maceraları diyeceğim, Anadolu’ya geçişleri filan hep beraber olmuş. Onun için birbirlerine çok düşkündüler.

F.B.: Diğer dayınız, Emin dayınızı anlatır mısınız? Ki Dedeniz Mehmet Akif’in yanında genç bir Osmanlı gibi duran fotoğrafıyla tanıyoruz onu. Dedeniz onu neredeyse uzun zaman yanından hiç ayırmamış.

Selma Argon: Emin dayımı hiç görmedim desem yeri var. Bir kerecik görebildim. O da Sarıgüzel’de. Fatih’teki ev yandıktan sonra orada arsası kalmış, seneler sonra o arsa satılacakmış. Tapuda işlemler için kalan çocuklarını çağırıyorlar. Belediye arsayı birine satacakmış, satıldıktan sonra çocuklara pay vermek için bir kere adliyeye gitmiştik, elinden tutmuştum. Emin dayımı bir defa orada gördüm. Ben biraz fazla çekingen bir çocuktum… Onun vefatı bizi derinden yaralamıştı. Rahatsızdı, belki bugünkü şartlarda olsa o bağımlılıktan kurtulabilirdi. Ama onu garip bir sefalet içinde kaybettik.

F.B.: Diğer dayınız Tahir Efendi, dayınızla anneniz, Mehmet Akif’i, yani babalarını görmüşler. Baba terbiyesinden geçmiş iki evlat, hem kurtuluş savaşı sürecinde hem de ondan önceki süreçte. Dolayısıyla, dedenizin terbiyesinden geçmiş iki insanın bulunduğu evde yetişmişsiniz. Dayınızla annenizin ilişkisinin de gayet iyi olduğunu söylediniz. Dayınızın dedenizle ilgili anlattığı şeyler nelerdir? Yavaş yavaş oraya doğru gidelim, daha sonra o bölümü üçüncü bölümde işleyeceğiz ama böyle bir bukle de olsa dayınızın dedenizle ilgili size anlattığı şeyler?

Selma Argon: Dedemle ilgili annemle dayım tabi aile sohbetlerinde çok hatıralar anlatırlardı. Dayım bize geldiği zaman çok konuşurlardı, fakat çocuksunuz o zaman, ilkokul çağındasınız, fazla kulak veremiyorsunuz ne yazık ki. İnsanın böyle şeyleri düşünüp, ileriyi düşünüp çok öncesinden tahmin etmesi zor. Demin dedim ya çocuklar meraklıdır diye…