Ailesinden Mesajlar

Akif’in ailesi Nasıl yaşadı

 

F.B.: Selma Hanım, öncelikle sizi tanıyalım. Selma Argon kimdir? Ne zaman doğdu, Nerede doğdu?

Selma Argon: İstanbul’da 1 Ekim 1944 yılında doğdum. Annem Su’ad Ersoy Hanım, babam Ahmet Argon. Annem, kamuoyunun tanıdığı haliyle Milli Şairimiz olan dedem Mehmet Akif’in en küçük kızıdır. Ailem, yani ablamla ben, iki kardeşiz, en küçüğü benim. Şu anda da yaşayan yaşlıların en genciyim. İstanbul’un çeşitli yerlerinde oturduk. Benim ilk hatırladığım, yani çok küçükken hatırladığım günlerim Bağlarbaşı’nda başlıyor. Ömrüm seyahatlerle geçti. Çok dolaştım, Almanya’ya gittim. Belirli sürelerde Tahir dayımla Susurluk’ta yaşadım, dayımla çok dolaştık. Ondan sonra bir ara Ankara’da oturduk, ama epeydir İstanbul’dayım. Evliliğimde de Trabzon, Tatvan, Kırklareli gibi şehirlerde yaşadım. Ama sonuçta 1980 yılından itibaren İstanbul’dayım.

F.B.: Eğitimi nerede aldınız?

Selma Argon: İlk hatırladığım, Bağlarbaşı’nda geçen günlerimiz... Öyle güzel, neşeli günlerdi ki… Belki ileride göreceksiniz, babam ve annemle olan resimlerimde 4-5 yaşlarında Bağlarbaşı’nda yaşıyoruz. Babam emekli olduktan sonra orada bir yer yapmış, hatırlıyorum; çok büyük bir bahçenin içinde domateslerin ekili olduğu, hatta evin içine domates çiçeklerinin kokusu gelirdi bazen, öyle bahçeli bir evde yaşıyorduk.  Sonra, bazı evliliklerde olduğu gibi annemle babam ayrılmaya karar verdiler, onu hatırlıyorum. Annem beni ve ablamı alarak Tahir dayımın yanına gitti bir süre. Dayım da o zaman Rumelihisarı’nda oturuyor. Hepsi genç tabi ben daha 5 yaşında filanım. Rumelihisarı’nda Tahir dayımın yanına yerleştik.

F.B.: Kaç yaşındaydınız, Tahir dayınıza gittiğinizde?

Selma Argon: Tahir dayımın yanına gittiğimizde en fazla 5 yaşındaydım. 5 yaşında onun yanına gittik. Hatırladığım şu; dayım bizi çok severdi, adeta başının üstünde büyüttü, mekânı cennet olsun. Bizimle oyunlar oynar, çocuk gibi bizimle ilgilenirdi. Oradan Çubuklu’ya taşındık. Hatırlıyorum taşınmamızı… bir faytonla taşındık. Hangi çocuk böyle bir şey yaşayabilir, yani kamyonla falan değil de faytonla taşındık. Rumelihisarı’nda, eve bir fayton yanaştı, onun içine eşyaları doldurdular. Ben de kızamık hastalığından yeni kalkmışım, tekrar üşütmeyeyim diye beni dibe oturttular. Hastayım, Çubuklu’ya bu haldeyken taşındık, çok güzel bir hatıraydı aslında.  Orada meşhur heykeltıraş Ratip Aşir Acudoğlu’nun yalısında bize ayrılan belirli bir bölüme taşındık, yerleştik. Ratip Aşir Acudoğlu dedemin vefatında onun maskını alan zattır. Ben okula Çubuklu’da başladım,  ilkokulu da orada bitirdim. Arada bir  okuldan ayrılığım var. Yaşım küçük olduğu için yatılı okulda dayanamamışım. Bir yıl sonra yatılı okuldan aldılar, zira ailemde dayanamamış yokluğuma….  ikinci üçüncü sınıfta falan  evimize daha yakın başka bir okula verdiler, ancak onuda yapamadım. Ailem beni çok özledi, tabii ki ben de daha küçük bir çocuğum, onları özledim. Bunun üzerine ikinci sınıfta tekrar evden okula gidip gelmeye başladım. Beşinci sınıfa kadar Çubuklu’daydım.

F.B.: Çubuklu günlerinizden önce dayınızla olan temasınızdan  bahseder misiniz? Bize biraz Mehmet Akif’in oğlu Tahir’i anlatır mısınız?

Selma Argon: Tahir Ersoy mükemmel bir insandı, diye başlayabilirim. Yani sevgi doluydu. Ablasını, yani annem Su’ad Hanımı çok severdi, beni çok severdi, ablamı çok severdi; yani bizi kendi çocuklarından asla ayırt etmeyen, kendi çocuğu olsaydı ancak o kadar sevebilecek bir insandı. Bir dediğimizi iki etmedi. Eve her zaman eli dolu gelirdi. Espriliydi, bizim evden hiçbir zaman sevinç eksik olmazdı ben çocukken. Annemle dayım çok komikti aynı zamanda. Dayım hep bizi güldürürdü; annem gözlerinden yaşlar aka aka güler, biz hepimiz de tabi onlar gülüyor diye gülerdik. Hakikaten evimiz neşe doluydu.

F.B.: Dayınız evli miydi?

Selma Argon: Dayım o aralar evli değildi, çok sonra evlendi, yani ben evlendikten sonra evlendi dayım. Annemle beraber çok güzel bir ömürleri oldu. Bizi güzel büyüttüler. Çubuklu gibi bir yerde, nezih insanların yanında. Çok da sevilirlerdi etraftan, hem de ailecek kendilerini çok sevdirirlerdi. Herkese saygı dolu oldukları için onlara da çok saygı duyulurdu. Ratip Aşir Bey’in, o da çok müstesna bir insandı, eşi falan her zaman bizdeydi.