Ailesinden Mesajlar

Bu işin tarihi yanı, bir de sözleşme maddelerinde istenen izahat, meal ve tefsirin dili, üslubu, içeriği ve mezhebi talepleri de oldukça önemlidir. Diyor ki sözleşme maddesinde; “İtikatça Ehl-i Sünnet mezhebine ve amelce Hanefi mezhebine riayet olunarak ayatın mütazammın olduğu ahkam-ı diniye, şer'iyye ve hukukiyye, ictimaiyye ve ahlakıyye işaret veya alakadar bulunduğu mübahis-i hikemiyye ve ilmiyeye müteallik izahat bilhassa tevhid ve tezkir-i meva'ıza müteallik ayatın mümkün mertebe basit izahı, alakadar ve yahut münasebattar olduğu bazı tarih-i İslam vukuatı.” Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ehli sünnet mezhebine, amelce Hanefi mezhebine rivayet olunan bir meal talebi tarihçilerin takdirine bırakılmalıdır.

F.B.: Peki, dedenizin meal çalışması yakılıyor mu? Gerçekten…

Selma Argon: Yakılmış. Onun vasiyetine aykırı hareket edecek dostları yoktu. Kendi etrafında kendi gibi dostları vardı. Uzun müddet saklamış olabilirler. İşittiğim kadarıyla bir müddet saklanmış. Ancak daha sonra kurulan bir heyetle bu vasiyet yerine getiriliyor. Biz ailesi olarak bu durumdan haberdar değiliz. Ancak gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Dedem, bu tür ilmi çalışmalarını maddiyat karşılığında yazan birisi olmadığı için bu çalışmalarını maddi bir miras gibi hiçbir zaman görmemiş. Bu yüzden de emaneti aile fertleri yerine ilmi olarak yetkin gördüğü yakın arkadaşı Yozgatlı İhsan Efendi’ye teslim etmiş. O da onun vasiyetini yerine getirdi diye biliyoruz. Ancak 1961 yılında yakıldığı belirtilen Kur'an mealinin 1956-1957 yıllarında kopyalandığı tahmin edilen üçte birlik bölümü yıllar sonra gün yüzüne çıktı. 2012 Eylül ayının başlarında bir profesör hocamız, yakılmasının vasiyet edildiği mealin bir kısmının uzun yıllardır kendisinde olduğundan bahisle yayınladı. Ailesi olarak biz de şaşkınlık içindeyiz.

Profesör Dr. Recep Şentürk hocanın anlattığına bakılırsa, Dedemin meali emanet ettiği Yozgatlı İhsan Efendi'nin öğrencisi Mustafa Ruyun'un oğlu Yahya'dan bu kopyalar alınmış. Şentürk hocanın bu kopyaları 25 yıldır sakladığını, ancak uygun şartların oluştuğuna kanaat getirince yayınlamaya karar verdiğini öğreniyoruz. Meali yayınlayan yayınevinden Aile Derneği olarak meali talep ettik, okuyoruz şuanç Mealin Dedeme ait olduğu hususunda şuan bir ittifak görülüyor. Dedemle ilgili çalışma yürüten yetkin isimlerin önsözlerini okuyunca bunu anlıyoruz. Ancak yakılmasını vasiyet ettiği için bunun yakılmayarak saklanmış olmasını doğrusu çok yadırgadık.

F.B.: Peki, damadı Ömer Rıza Doğrul’un yani eniştenizin ismiyle yayınlanan “Tanrı Buyruğu” diye bir Kur’an meali var. Bazı iddialar var bu kitapla ilgili, Mehmet Akif kendi adına yayınlamadı, aile içinde bir kopyası vardı, bunu Ömer Rıza Doğrul’un alıp kendi adına yayınladığına dair. Bu iddia hakkında bir şey duydunuz mu?

Selma Argon:           Hiçbir şey duymadım ama şöyle bir şey olabilir; şimdi düşünüyorum bir taraftan sizi dinlerken, yani belki çalıştığı müsveddeler vardı, Ömer Rıza enişteme teslim etti, o çalışmalardan… Ömer Rıza Bey de bu müsveddeler üzerinden bir çalışma ortaya çıkartmak istemiş olabilir. Onunda Arapçaya ve İslam tarihine hakimiyetini biliyoruz. Ezher’de Dedemin öğrencisi…

F.B.: Çünkü Ömer Rıza Doğrul hem talebesi, hem de Mısır’da beraberlerdi… hatta onunla Mısır’da tanışıyorlar…

Selma Argon: Öğrencisi ve çok takdir ettiği insan ki en çok sevdiği kızını da ona veriyor, damadı olarak aileye alıyor… Çalışkan bir insan, yazılarıyla hayatını kazanıyor. İsmini duymuşsunuzdur diye Eşref Bey’e yazdığı mektuplarda var. Belki müsveddeleri elindeydi Ömer Rıza eniştemin, o da güvendiği bir insan, sen bir incele demiştir. Çünkü o da  çok iyi biliyor yazmayı çizmeyi, belki Dedem vefat ettikten sonra müsveddelerden bir şey çıkarmış olabilir, bilemeyeceğim…

F.B.:Sizin dilinizden dedeniz Mehmet Akif’in hayat öyküsünü dinleyebilir miyiz?

Selma Hanım; Dedem Mehmet Akif, İstanbul’un Sarıgüzel semtinde, Sarı Nasuh Mahallesinde 1873 yılında dünyaya geliyor. Babası, İpek kasabasında doğmuş Hoca Tahir Efendi, annesi ise Emine Şerife hanım. Babasına, temizliğe olan fazla düşkünlüğünden dolayı Temiz Tahir Efendi diyorlar. Temiz Tahir Efendi, İpek kasabasında bir müddet tahsil yaptıktan sonra İstanbul’a geliyor. Burada Yozgatlı Hacı Mahmut Efendi’den dini dersler almaya başlıyor. Büyük dedemiz Tahir Efendi’nin dini terbiyesi, dini tahsili yüksek. Fatih’te, Fatih Camisi çevresinde bir araya gelen dini halkanın içinde yaşıyor. İlme sadakatle bağlı. Bu yüzden dedem Akif doğduğunda onun da dini ilimler tahsiline öncülük ediyor. Dedemin de ifade ettiği gibi, babası aynı zamanda hocasıdır… Yani ilk ilmi terbiyeyi, tahsili babasının yanında alıyor. Tabiî ki o ev ortamı, annesi Emine Hanım, büyük ananemiz de gayretli, terbiyeli bir Anadolu insanı. Dedem Akif böyle dolu dolu bir ev ortamında gözlerini açıyor.

Bakın büyük ananemiz, yani Dedem Akif’in annesi Emine Şerife Hanım Tokat’lıdır ama önce bir başkasıyla evliliği vardır. Bilebildiğimiz kadarıyla Şirvan’lı Derviş Efendi adında birisi ile evleniyor, bir müddet kocasıyla birlikte Amasya’da yaşıyorlar. Tabi burada iki çocukları oluyor. Emine Şerife Hanım sonradan hangi sebeple olduğunu bilmiyoruz İstanbul’a gelerek yerleşiyor. İki erkek çocuğunu, bir müddet sonra da kocasını kaybederek dul kalıyor. Büyük dedemiz Temiz Tahir Efendi, Sarıgüzel’de kocasından kalan evde oturan bu iyi ahlâk sahibi kadınla ilgili konuları duyuyor, herhalde birkaç defa da görüyor. Emine Hanım alımlı, güzel bir kadın. Büyük dedemde Kosova’dan gelen bir aileye mensup, aslına bakarsanız o da İstanbul’da göçmen. İlim tahsili, dini tahsil derken aile kurmak isteyince Emine Hanım’a ilgi duyuyor. Hocalarının da müsaadesi ve öncü olmasıyla Allah’ın emriyle istiyor ve evleniyorlar. Emine Ananemizin talihsiz hayatı birden dönüveriyor. Tekrar yuva kuruyor, iki çocuk sahibi oluyor. Allah’ın sevdiği kuluymuş ki, Mehmet Akif gibi bir çocuğa sahip oluyor. Bu evlilikten Mehmet Akif ve daha sonra Nuriye dünyaya geliyor.