Ailesinden Mesajlar

Selma Argon: Annemin bana dediği, notlarından aldığım bilgilere göre; İkinci Meclis seçileceği zaman Dedem artık bırakmak istiyor. Çünkü siyasetle uzaktan yakından alakası yok, kitabını yazmak, şiirlerini yazmak, belki yine bir dergide yazı yazmak istiyor. O zamanki düşüncelerini bilemiyorsunuz fakat Atatürk’ün bizzat Dedeme, “Bizi bırakmayın, size ihtiyacımız var, siz bize çok lazımsınız,” dediğini anlatırdı annem. Ancak Dedem bir yerde istemedi herhalde İkinci Meclis’te tekrar görev almayı çünkü yapamayacağını anlamıştı. Birinci Meclis’te de hiç konuşmamış zaten. İstiklal Marşı okunurken bile kafasını önüne eğip dışarı çıkmış, övünmeyi, alkışlanmayı sevmiyor. Alkışı sevmeyen bir insandı diye hep anlatırlar. Biraz da artık yorulmuştur belki de. Vazifesini yaptı, yerine getirdi, Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyet ilan edildikten sonra artık yerine gelecek bir sürü insan, çalışacak bir sürü insan var. Artık ben de kendi işime döneyim diye düşündü. O arada da ona çok önemli bir görev daha veriliyor. Çok önem verdiği Allah’ın kelamı kibarı Kur’an’ı Kerim’i tercüme etme görevi veriliyor. Onu da uzun uğraşlar sonucu kabul ediyor. Dedem hani her şeye karşıydı, hani onun hakkında muhalif olduğu söyleniyor, Cumhuriyet’e karşı olduğu söyleniyor ama bir görev almış ki hiçbir şey söylemeye gerek yok. Kuran’ı tercüme görevi alıyor ve onu yapıyor. Hem de defalarca yapmış, yani anlatıldığına göre yapmış beğenmemiş, bir daha yapmış beğenmemiş ve uzun uğraşlar sonucu bitirmiş. “Kuran-ı Kerim benim tercümemle, benim tefsirlerimle okunacak. Ya ben bir noktada yanlış yaptıysam, sonra Peygamberimin yüzüne nasıl bakarım,” demiş. Ondan dolayı yaptığı tercümeyi teslim etmediğine inanıyorum ben ki haklı bir düşünce bu. Yani onun ağırlığını, onun vebalini almak istemedi. Bitirdiği tercüme için aldığı parayı da geri göndermiş zaten, teslim etmediği için.

F.B.: Sözleşmeyi fes ediyor ve gönderiyor.

Selma Argon: Geri göndermiş ve vasiyeti var dostlarına. İstanbul’a geleceği zaman hastalanmış, “Dönersem tekrar üstünden geçeriz, ama dönmezsem bu tercümeyi yakın,” diye vasiyet ediyor oradaki dostlarına.

Dedemin, Diyanet Başkanlığının resmi talebi üzerine başladığı Kur’an meali çalışmasıyla ilgili kurumla arasında bir sözleşme olduğunu biliyoruz. Şimdi o sözleşme çok önemli, geçtiğimiz günlerde o elimize geçti.  10 Ekim 1925 tarihini taşıyan belge, Beyoğlu 4. Noteri'nde yapılıyor. Dedemle Diyanet işleri Başkanlığı arasında yapılan sözleşmede, Elmalılı Hamdi Yazır'ın yanı sıra Diyanet İşleri Riyaseti adına Aksekili Ahmed Hamdi Efendi'nin de imzaları bulunuyor. Diyanet İşleri Başkanlığı'nca, Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır'a biner lirası peşin olmak üzere 6 bin lira ödeme yapılması taahhüt ediliyor.

Dedem, biliyorsunuz çalışmayı bir türlü teslim etmiyor. Atatürk birkaç defa sorduruyor. Çünkü üzerinden neredeyse 4-5 yıl geçmiş. Elmalılı Hamdi teslim etmiş çalışmasını ama dedem teslim etmemiş… Bunun üzerine Elmalılı Hamdi’yi Mısır’a Dedemin yanına gönderiyorlar, çalışma tamamlandıysa alıp gelmesi için. Elmalılı Hamdi Mısır’da dedemle buluşuyor, çalışmayı alıp okuyor, enfes bir yorum. Lakin bir türlü rızasını alıp ülkeye getiremiyor. Çünkü Dedem, çalışmayı bitirdiği halde içine sinmemiş. Ya eksik bir nokta kalmışsa, diye manevi bir korkusu var. Ancak birde ülkedeki dinde reform çalışmalarıyla ilgili kulağına bazı şeyler gelmiş. Bu nedenle korkuyor açıkçası. Diyor ki, ya benim yazdığım bu meal üzerinden bir okuma olur, reform çalışması adı altında farklı yerlere doğru çekilirse diye. Bu nedenle Dedem, aldığı parayı iade ederek yaptığı çalışmayı teslim etmediği gibi, müsveddelerini vefatından önce yakın dostu Mehmet İhsan Efendi'ye veriyor.
Bugün dahi Dedemle çıktıkları yolda çalışmasını tek başına tamamlayan Elmalılı Hamdi Yazır’ın hazırladığı Kuran'ı Kerim meali ve tefsiri, bu alandaki en geçerli eserlerden birisi olarak kabul ediliyor. 

Dedem Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın Diyanet İşleri Başkanlığı ile imzaladığı 3 sayfalık sözleşmenin maddeleri ise şöyle:

1-    Kur'an-ı Kerim'in tercümesiyle muhtasar bir surette tefsirini Mehmet Akif Bey ile Hamdi Efendi deruhde etmişlerdi.

2-    Riyaset-i müşarunileyha Hamdi Efendi ile Mehmet Akif Bey'den her birine altışar bin lira te'diye edecektir.

3-    İşbu meblağın te'diyesi şu suretle olacaktır: Her birine biner liradan cem'an iki bin lirası peşin verilecek ve mütebaki miktar birinci cüz nihayetinde yüz seksen altışar, diğer cüzlerden beheri nihayetinde yüz altmış altışar lira verilmek suretiyle muksitan te'diye edilecektir.

4-    Tarz-ı tahrir şekl-i atide olacaktır. Ayet ve ayat-ı kerime yazılarak altına meal-i şerifi ve bunu müteakip tefsir ve izah kısmı yazılacaktır.

5- Tefsir ve izah kısmında bervech-i ati nukat nazar-ı dikkate alınacaktır.
a) Ayet-i kerime nisbetindeki münasebat    
b) Esbab-ı nüzul  
c) Kıraat (ki aşereyi tecavüz etmemek lazımdır).   
d) İktizasına göre terkib ve hükemanın izahat-ı lisaniyesi  
e) İtikatça Ehl-i Sünnet mezhebine ve amelce Hanefi mezhebine riayet olunarak ayetin mütazammın olduğu ahkam-ı diniye, şer'iyye ve hukukiyye, ictimaiyye ve ahlakıyye işaret veya alakadar bulunduğu mübahis-i hikemiyye ve ilmiyeye müteallik izahat bilhassa tevhid ve tezkir-i meva'ıza müteallik ayetin mümkün mertebe basit izahı, alakadar ve yahut münasebattar olduğu bazı tarih-i İslam vukuatı.
f) ... müelliflerince yanlış veya tahrif yollu şeyler dermeyan edildiği görülebilen noktalarda tenbihat-ı muhtevi notlar.
g) İnde'l-iktiza nasih ve mensuh ve muhassas.     
h) Baş tarafa mühim bir mukaddime tahririyle bunda hakikat-i Kuran'ın ve Kur'an'a müteallik mesail-i mühimmenin izahı     .
6- Peyderpey takarrür eden müsveddeler üçer nüsha olarak tebyiz edilerek biri Hamdi Efendi'de biri Akif Bey'de diğeri de riyaset namına heyet-i müşavere azasından Aksekili Hamdi Efendi'de bulunacaktır.     
7- Müsveddelerin tebyiz ve inde'l-iktiza kütüphanelerden bazı eserlerin istinsah ettirilmesi için mumaileyhimin emrinde ücret-i maktu'a ile güzel yazılı bir yahut icab ederse iki zat istihdam olunacak ve bunlara takdir edilecek ücret riyasetten te'diye kılınacaktır.          
8- İlk tab'ın Diyanet İşleri Riyaseti'nin hakkı olup on bin adet olarak güzel kâğıda ve nefis bir surette tab ettirilecek ve fakat yüzde yirmisi müelliflere ait olacak ve tabın şeklini müellifler tayin edecektir.     
9- Eser-i mezkurun esna-yı tabında formaların tashih ve tab'ına müteallik bütün iştigalat riyaset-i müşarunileyhaya aittir.
10- Sahifelerin istertopisi alınacak ve bila bedel müelliflere verilecektir.
11- Birinci tabından sonra hakkı tab yalnız müelliflere ait bulunduğu cihetle müellifler dilediği miktarda eser-i mezkuru tab edilecektir.      
12- İş bu mukavelename iki nüsha olarak tanzim ve teati kılındı. 

Beyoğlu 5. noterde yapılan bu mukaveleye dikkatle bakarsanız bazı tarihi detaylarda ortaya çıkıveriyor. Bir defa İstanbul’daki işgal 1926’da son bulduğuna göre 1925’de yapılan bu sözleşmenin Ankara’da değil de, İstanbul’da, Beyoğlu’nda yapılıyor olması ilginçtir.