Ailesinden Mesajlar

“Müminlere karşı mütevazı, halim, selim, şefik, rahim, kafirlere karşı ise vakur, metin, mekin, şedid” (Maide/54) olmak İslâm’ın hususiyetlerindendir. Yazıklar olsun, biz bu hususiyetlerden, bu meziyetlerden, büyüklüklerden mahrum olduk. Dinimizden olmayanlara karşı yapmadığımız müdahene, göstermediğimiz nezaket kalmıyor. Birbirimizi ise bir kaşık suda boğmak istiyoruz. Cesaretimizi, kabadayılığımızı, asıcılığımız, kesiciliğimiz hep kendi aramızda.

“Kendi kendilerine karşı oldu mu hücumları dehşetlidir. Zahir hallerine baksan toplu bir cemaat zannedersin. Hâlbuki hepsinin yüreği başka başka hislerle çarpıyor” (Haşir/14) mealindeki âyet-i celîle, ki münafıklar vasfındadır, bugün tamamıyla bizim halimizi gösterir oldu. Bundan ne kadar sıkılmamız icap eder, artık onu siz takdir ediniz.

Evet, birçok vaaz var elimizde ama bunu seçtim okurlarımız için. Çünkü burada bir yandan dini telkin bir yandan da özeleştiriler var. Ve o dönemin toplumuna da ayna tutuyor. Dindarlığımızı sorguluyor, Avrupalının dindarlığını anlatıyor. Buradaki sosyal tespitler çok mühim. Ordu’nun silah ve teçhizatının eksiksizce sağlanması gerektiğini hem de ayeti kerimeyle anlatıyor. “Bu farzı ayn’dır,” diyor.

F.B.: Balıkesir’de Zağanos Paşa Camisi’nde yaptığı vaazlarda var, o manevi rolü aslında hem tarih olarak veriyor hem de yetiştiği eğitim, gelenek o rolü veriyor. Tabi orada Osmanlı’yı dağıtmaya çalışan bir düşman kitlesine karşı Osmanlı’nın birlik siyasetini yürüten, İttihat-ı İslam, yani İslam birliğini savunan bir din âlimi, bir şair, bir vaiz, aynı zamanda hafız, Kuran hafızı.

Selma Hanım: Birinci Cihan Harbi’nden sonra Mondros Mütarekesi’nin imzalanması ile birlikte son Müslüman Türk devletinin parçalanması hedeflenmiş ve Sevr Antlaşması zorla imzalatılarak Anadolu işgal edilmek istenmişti. Bu durumu kabul etmeyip isyan eden şairlerimizin başında biliyorsunuz dedem Mehmet Akif geliyordu. Halkı aydınlatmak ve Milli Mücadele konusunda bilinçlendirmek için ilk önce Balıkesir Zağanos Paşa Camisi’nde 23 Ocak 1920 Cuma günü bir vaaz vermişti. 

Bu vaazını, çıkardığı Sebilürreşad dergisinde de yayımlamış. Bundan dolayı dergisi işgal kuvvetleri tarafından devamlı sansüre uğramış ve kendisi de takip altına alınmıştı. Onun için İstanbul günlerinin sona ermesi biraz böyle başlıyor. Yani Balıkesir’deki vaazıyla… İstanbul’da hizmet imkânı bulamayan dedem Mehmet Akif, itibarlı ve yüksek maaşlı işini ve ailesini bırakarak 10 Nisan 1920 tarihinde Milli Mücadeleye katılmak üzere gizlice Ankara’ya doğru yola çıkıyor. Yanında dayım Emin’de var… Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ertesi günü yani 24 Nisan 1920’de Ankara’ya ulaşıyor. Atatürk’le karşılaşmaları daha öncede söylediğim gibi Meclisin önünde oluyor ve sarılıyorlar. Paşa, “Sizi bekliyorduk Akif Bey, gelişinizle mesrur olduk,” diyor. Taceddin’e yerleşiyorlar ama daha önemlisi şudur; Ankara’da hemen faaliyete geçerek, 28 Nisan tarihli “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesinde haber verildiği gibi, 30 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camisi’nde kürsüye çıkarak halka hitap ediyor. İstiklal Savaşı’na da Burdur mebusu olarak katılmıştır.

Dedem Mehmet Akif’in, İstiklal Savaşı yıllarındaki hizmetleri arasında Kastamonu ve civarında yaptığı faaliyetlerin ayrı bir yeri vardır. İstanbul’dan Anadolu’ya gemiyle gönderilen silahların ilk durak yeri İnebolu limanıdır. İnebolu limanından alınan silahlar, kağnılarla, at arabalarıyla, atların ve eşeklerin sırtında Kastamonu’ya gelir, oradan Ilgaz dağları aşılarak bin bir güçlükle Çankırı’ya ulaşırdı. Çankırı’da büyük kışlada toplanan bu cephaneler, Çankırılılar tarafından aynı vasıtalarla Kalecik üzerinden Ankara’ya ulaştırılırdı. Silah sevkiyatının yapıldığı bu yol tarihe “İstiklal Yolu” olarak geçti şimdi. Dedemin Ankara’ya gelirken kullandığı yol da bu yoldur. İnebolu, Kastamonu ve Çankırı yolunun İstiklal Savaşı’ndaki önemi düşünülürse, Dedemin bu bölgedeki halk üzerinde bilhassa durmasının sebebi daha iyi anlaşılır. Bu yolun kapanması halinde Ankara’ya ikmal yapılması imkânsız olurdu. Ama bugün çok öne çıkmayan bir de Çankırı ziyareti var. Çankırı’nın köylerine kadar gidip verdiği vaazlar var.

Dedem, 4 Ekim 1920’de TBMM’ne başvurarak Kastamonu’ya gitmek için izin istiyor. Meclis zabıtlarından onun “propaganda” için Kastamonu’ya gönderildiği yazılı. Konu ile ilgili Matbuat ve İstihbarat Müdürlüğünün yazısı şöyle:

“B.M.M. Riyaset-i Celilesine,

Burdur Mebusu Mehmet Akif Bey’in berâ-yı irşad Kastamonu havalisine izam edilmesi mücih-i fevaid görülmüş, mumaileyh müftehî-i azimet bulunmuş olduğundan kendisine me’zûniyet i’tasiyle keyfiyetin heyet-i idareye tebliği istirham olunur, efendim.

4 Teşrinievvel 1336, Matbuat ve İstihbarat Müdir-i Umûmîsi Galip Bahtiyar”

Meclis Başkanı, 7 Ekim 1920’de Akif’i 1,5 ay izinli saydıklarını bildirerek divanın bu kararını onaylamış, Meclis kabul etmiştir.

Dedem yanında Çankırı (Kengırı)  mebusu Hacı Tevfik Bey, Binbaşı Halim Bey ile Kastamonu’ya doğru yola çıkmış. Kafileyi Kalecik ilçesi yakınlarında Çankırı Kafkas topçu alayı kumandanı Yahya Bey karşılamış. Yahya Bey mücadele azmiyle dolu heyecanlı bir kumandan. Dedem ve yanındakiler, Yahya Bey’in delaletiyle yol üzerinde bulunan bütün köylere uğrayarak, onları vaazları ile irşad edip, Milli Mücadeleye katılmaya davet ediyorlar. Çankırı’da Kafkas Topçu Alayı’nın oluşu ve Çankırı’nın Kuvâ-yı Milliye ruhu ile çalkalanması Dedemi çok memnun etmiştir. Dedemin Çankırı’da bulunduğu günlerde şehirdeki aktif sivil toplum örgütlerinden birisi de Çankırı Müdafaa-ı Hukuk Teşkilatıdır. Çankırı Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’nin reisi Balcızade Müfti Ata Efendi, azalar ise; encümen-i liva azasından Şeyhzâde Hilmi Efendi, meclis-i idare azalarından Hacı Şükrü Efendi, Dumluzade İsmail Efendi, Fevzizade Abdullah Efendi, Belediye Reisi Cemal Efendi ve Saraçzade Hasan Efendi’dir.  Daha sonra kurulan Çankırı Gençler Mahfeli, (Kuruluşu: 12 Temmuz 1920) Milli Mücadele boyunca Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’ne yardımcı olmuştur. Dedemin, bu cemiyetlerin yaptığı çalışmalarla yakından ilgilendiğini söylemek mümkündür. 15 Ekim 1920 Cuma günü Çankırı’nın en büyük camisi olan ve halk arasında Büyük Cami olarak bilinen, Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı Ulu Cami’de bir vaaz vermiştir. Dedem, buradaki vaazında da, kayıtlara bakıldığında görülüyor, ibadetten önce hürriyetin geldiğini ve hürriyet olmadan yapılan ibadetlerin kabul olmayacağını, kâfirin işgali altında olan Halifenin de esir olduğu, dolayısıyla gerçek halife olamayacağını, Yunanlılara ve kâfirlere karşı cihad bayrağını açan Mustafa Kemal’in etrafında toplanmak gerektiğini ısrarla vurgulamıştır.  Dedem, vaazında şunları vurguluyor: