Ailesinden Mesajlar

Ferda Hanım: Çok yaşlandığım için çabuk duygusallaşıyorum… İşte biri bu.

Selma Argon: Hayır, bir tanesi yan oturmuş.

Ferda Hanım: Oturuşa bakın yani ayakkabıları nasıl eski…

Selma Argon: Hep eski abla…

Ferda Hanım: Üstü başı, nasıl eski.

Selma Argon: O, dedeme mahsus bir şey değil, onun gibi bir sürü fedakâr insan…

F.B.:  O dönem hep öyle.

Ferda Hanım: Ama tertemiz.

Selma Argon: Çok titiz bir insanmış. Müthişti yani düşünün Temiz Tahir Efendi derlerdi. Tahir’in sözcük anlamı da temiz demek. Tertemiz bir insanın oğlu, kendi de o kadar temizmiş, o kadar titizmiş. Temizliğe çok önem verirmiş.

Ferda Hanım: Velhasıl hiç bu kadar konuşmamıştım, ilk defa sizinle konuşuyorum, içim dolmuş.

F.B.:  Bu da bizim şansımız. Çok memnun oldum... Şimdi bir de oğlu Emin var.

Selma Argon: Evet, Emin dayıcım.

Ferda Hanım: Allah rahmet eylesin.

F.B.:  Emin dayınız var. Emin dayınızla ilgili neler anlatırsınız?

Ferda Hanım: Ben dayımı bir kerecik Ömer Rıza eniştemin evinde gördüm., Nasıl ve ne zaman hatırlamıyorum. Belki de annemle yine ziyarete gitmiştik, bilmiyorum. Bir kere Ömer Rıza Doğrul’un evinde gördüm. Boylu poslu bir delikanlıydı…

Selma Argon: Ne çileli bir hayat onunki de. O kadar güzel bir insandan…

Ferda Hanım: Niye gelmiş, ne zaman gelmiş, hiç hatırlamıyorum…

Selma Argon: Pehlivan gibi sevilen, güreş yapan, aynı babası gibi dedem gibi hakikaten spora falan çok meraklı bir çocukmuş, aslan gibi bir insanın o sefalete düşmesi çok acı bir kader.

Ferda Hanım: Dayıcımız da hastaydı, bir dayım kaldı işte.

Selma Argon: Ve o başına gelenler hani hapsolması, hapiste askerlere Kuran okudu diye başına gelen olaylar…

F.B.:  Evet, şimdi o da çok merak ediliyor. Yani dedeniz Mehmet Akif Mısır’a gittikten sonra burada Emin Bey’in başına olaylar geliyor.

Selma Argon: Ama dedem Mısır’a ilk gittiklerinde…

F.B.: Beraber gidiyorlar.

Selma Argon: Emin dayım, Tahir dayım hep oradalar.

F.B.:  Hep beraberler.

Selma Argon: Anneannem de orada. Hep beraberler. Mektuplarında bahsettiği Emin derslerinde çok iyi, sağlıklı, güreş yapıyor, çok kuvvetli. Dayımın da dersleri çok iyiymiş, mesela matematiği çok iyiydi diye anlatır. Dayım hakikaten çok akıllıdır. Tahir dayım çok akıllı, çok zeki bir insandı. Zaten esprili bir insan, zekâsı oradan ileri geliyor. Zeki insan esprili insandır. O illete burada değil de Mısır’da tutulduğunu düşünüyorum, çünkü anneme yazdığı mektuplarında bahsediyor. Bir mektubunda, “Emin yavrum hasta, artık adamlıktan, insanlıktan çıktı,” diyor. Demek ki orada tutulmuş. Birtakım arkadaşları vesile oluyor; insanın kötü arkadaşı da var, iyi arkadaşı da var. Demek ki biraz zayıf iradeliymiş.

Ferda Hanım: Evet.

Selma Argon: O hastalığa tutulmuş. İstanbul’a gelip dedem vefat ettikten sonra yapayalnız kalmış.

Ferda Hanım: Büyükannemiz orada…

Selma Argon: Büyükannemiz hasta.

Ferda Hanım: İşte o ara demek ki annem geldi benimle beraber ben o kadar yani ben anneannemi gözümün önüne getiremiyorum.

Selma Argon: Anneannem hasta, oğluna bakacak durumda değil, iyice eşini kaybettikten sonra büsbütün kötü olmuş. Kâh Rızaların yanında kah Feride teyzemlerin yanında, annemler dışarıda olduğu için ona bakacak, yani biraz da toplum tarafından itilmiş herhalde. O zaman tedavisi olmayan çok kötü gözle bakılan bir hastalık. Hastalık diyorum ben, o hastalıktan öte bir şey değil yani şimdi belki bin bir türlü tedavisi var, Allah herkesi korusun. Bağımlılık, her türlü bağımlılıktan korusun. Yazık!

F.B.: Dayınızın askerlikte yaşadığı hadiseyi anlatır mısınız?

Selma Argon: Emin Dayım, 1934 yılında askerliğini yapmak üzere Türkiye’ye dönmüş. Kırklareli’nde askerliğini yaparken arkadaşlarına Kur’an’ı Kerim okuyarak anlamını açıklıyor. Dayımın bu davranışı irtica olarak görülmüş ve maalesef Divan-ı Harbe (Askeri Mahkeme) verilerek tutuklanmış. Bu durum onu derinden etkilemiş. Daha sonra birlikte tutuklu bulunduğu çavuşu ile beraber cezaevinden firar ederek İstanbul’a, oradan da gemiyle Mersin’e kaçmış. Mersin’den yaya olarak Antakya’ya giderken, pasaportsuz oldukları için, davranışlarından kuşkulanan jandarmalar tarafından yakalanarak Kırıkhan’a gönderilmişler. Bütün bu olup bitenlerden kimsenin haberi yok, olayı yıllar sonra bir başkasının hatıratından öğrendik. Dayım Emin’in başına gelenleri, 150’likler listesine konulup sınır dışı edilen Ali İlmi Fani Bey’in bir mektubundan öğrendik. Ali İlmi Bey o sırada Fransız yönetiminde bulunan kendi memleketi Antakya’da öğretmenlik yapıyor. Bu sırada Lübnan’da 150’liklerden olan ve Junieh’de yaşayan Rıza Tevfik ile mektuplaşıyorlar. Ali İlmi Bey, Rıza Tevfik’e yazdığı 14 Ekim 1935 tarihli mektubunun bir bölümünde dayımın başına gelenleri anlatmış ve “Çocuğunki divanece bir hareket. Asker koğuşunda Kur’an tefsir olunur mu? Bugünkü inkılap rejiminden bu derece gafletin manası ne?...” yorumunu yapmış.