Ailesinden Mesajlar

Selma Argon: Son dönemlerinde bir kere gördüm, çok benziyordu babama hakikaten.

Ferda Hanım: Benim için, “Süt içiyor mu, şunu yiyor mu, ne yapıyor?” diye soruyordu. Kendi çocukları için de yapıyordu bunu. Selma’yı bazen kızdırıyorum, “ Dedm bana yazmış ya diyorum. 1940’tan sonra doğdu Selmacık. O daha çok annemi, babamı  gördü Selma.

Selma Argon: Bizim gittiğimizi hiç hatırlamıyorum. Babamın Çubuklu’ya geldiğini hatırlıyorum ben.

Ferda Hanım: Çubuklu’ya da geldi.

Selma Argon: Geliyordu belirli dönemlerde.

Ferda Hanım: Cevatçık evlenmişti de seni görmek istedi, Rumelihisarı’nda bir yerde, sen onu hatırlamıyor musun? Elinden tuttum götürdüm seni

Selma Argon: Hatırlamıyorum.

Ferda Hanım: Babam oraya geldi, daha okula falan gitmiyordun.

Selma Argon: Hatırlamıyorum.

Ferda Hanım: Kısıklı’da. Ben senin elinden tuttum, ikimiz gittik.

Selma Argon: Hiç hatırlamıyorum. Ben sadece ilkokuldayken Çubuklu’ya geliyordu babam, onu hatırlıyorum:

Ferda Hanım: Çok severdi bizi babam. Bizler sevilen insanlarız. Doğru söylüyorum, babamız da çok severdi bizi. Büyük babamız Selmacığı görse ona da muhakkak bir şey yazardı.

Selma Argon: Bütün torunlarını çok sevdiğine göre, beni de ayıracak hali yoktu.

Ferda Hanım: Yok, ayırmazdı. Çok seviyordu, bütün aileyi seviyordu. Bu kadar sevgi, bu kadar üzüntü ve kaygı içindeyken… Başından neler geçti kim bilir, gene de yazıyormuş hiç durmadan. Ferda Kadın şiirini de öyle yazmış, insan anlıyor onu.

Ferda Kadın! Ferda Kadın!

Ben görmeden sevdim seni

Sen galiba, gördün beni,

Pek ihtiyar, hoşlanmadın!

 

Ferda Kadın! Ferda Kadın!

Ey yavrumun ilk yavrusu!

Pek tatlı şeysin doğrusu,

Lakin neden çirkin adın?

 

Yok yok, adın cidden güzel!

Dünyada her şeyden güzel;

Aydan güzel günden güzel!

Ay, gün nedir? Senden güzel;

Hatta derim: Benden güzel!

 

Zira, “yarın”, “dün”den güzel!

Deden

 

Ferda Hanım: “Sen galiba gördün beni, pek ihtiyar hiç hoşlanmadın…”

Selma Argon: “Pek ihtiyar hoşlanmadın…”

Ferda Hanım: Bunu şimdi ilkokul talebesi okusun, mükemmel derecede anlar ne demek istediğini, ne kadar güzel.

Selma Argon: Benim en hoşuma giden yanı, son iki mısrada vurguladığı şey, yarının dünden güzel olacağını, nasıl umutlu olduğunu, yarınların çok güzel olacağını vurgulaması. İçindeki özlemi anlatıyor aslında.

Ferda Hanım: Orada da, kalbinden geçen özel duygusunda dahi vatanını düşünüyor, ben öyle diyorum. Orada yarınlar var ya; yarın, yarın, yarın… bütün istediği o, kalbinde o var.

Selma Argon: Ama inanmış adam, notlarında bile var. Halide Edip’in bir sözü var. “Büyük bir vatansever, bu kadar inanmış olmak çok zor,” demiş onun hakkında. Bu kadar inanmış, bu kadar davaya inanmış olmak çok zor bir şey. O Halide Edip ki karamsarlığa kapılıp Amerikan mandasına girelim diyen kişidir… Cenap Şahabettin’in bir şiiri var, hep okuyorum. Sizlerle tanıştıktan sonra çok ilgilenmeye, araştırmaya başladım. Atatürk’e bizzat yazdığı bir mektup var Cenap Şahabettin’in. Diyor ki, “Asla bu millet, Balkan Savaşı’ndan, Birinci Dünya Savaşı’ndan perişan çıktı, bu savaşı kazanacağımıza, sizin kazanacağınıza asla inanmıyorum. İnansaydım kellemi dilekçe yapıp kılıcınıza sunardım,” diyor. Asla inanmıyor. Fakat dedem o zaman çıkıyor, “İmanımız var,” diyor. Dedem o kadar inanıyor bu savaşı kazanacağımıza, Atatürk’e o kadar güveni var. En büyük yazarların, çizerlerin, herkesin kaçıp Milli Mücadeleye katılmayı düşünmedikleri dönemde dedem şairliği bir tarafa bırakıp öne çıkıyor, koşup gidiyor. “Şimdi susmak zamanı değil, haykırmak zamanı. İnsanı uyandırmak lazım,” diyor.

Ferda Hanım: Benim en çok gücüme giden o resimlerdeki hali. İki büyük sermayem iki resmi var; birinde fesceğizi başında, birinde önünde, ayaklarını şöyle yapmış, eli böyle. O ifade… ben artık dağıldım kusura bakmayın…

Selma Argon: Dağılmış, yorgun, kim bilir kafasından neler geçiyor?