Ailesinden Mesajlar

Selma Argon: Dedemin torununun çocuğu.

Ferda Hanım: Başka, bir tane de Nihal var.

Selma Argon: Bir de Feride teyzemin iki kızı vardı biliyorsunuz. Onun da büyük kızı vefat etti. Küçük kızı Seyhan abla, büyük tabi, onun kızı İngiltere’de…

Ferda Hanım: En küçük sensin zaten.

Selma Argon: Oraya gidiyor. Bu bir sürü yaşlının içinde ben en genciyim.

Ferda Hanım: En gencimiz o zaten.

Selma Argon: Yaşlıların en genciyim.

Ferda Hanım: Hiç ben konuşmadım şimdiye kadar, ama konuşmak istiyormuşum. Öksürürüm ben çünkü…

Selma Argon: Evet, ablamın öyle bir rahatsızlığı var.

Ferda Hanım: Astımım var…

Selma Argon: Bir müddet sonra tıkanıyor, öksürmeye başlıyor.

F.B.:  Sizi yormuyoruz değil mi?

Ferda Hanım: Aa… Yok…

F.B.: Şimdi Mehmet Akif artık konuşuluyor; hayatı irdeleniyor, yaptıkları, yazdıkları her yerde tartışılıyor. Bu ülkede herhalde adı en çok okullara verilen, adı en çok birtakım kurum ve kuruluşlara konulan isimlerden, şahsiyetlerden birisi. Artık bu milletin ortak bir değeri Mehmet Akif. Böyle bir şahsiyetin yakını olmak, torunu olmak, doğal olarak sizde haklı bir gurura yol açıyordur. Bunu da anlayışla karşılamak lazım. Kamuoyunun merak ettiği hadiselerden bir tanesi de Mehmet Akif’in bir zaruret içinde yaşamış olması. Özellikle İstanbul Fatih’teki evlerinin yanmasından sonra başlayan bir fakirlik var ki hiç peşini bırakmamış. Hayatı boyunca zaruret…

Ferda Hanım: Hep öyleydi zaten.

Selma Argon: Cebinde iki lirası varmış, 500 lirayı bağışladığı zaman.

F.B.: Evet, şimdi bir de sizin cephenizden dedenizin hayatına dair konuşmak istiyorum. Mehmet Akif Ersoy’u siz nasıl tanıyorsunuz?

Ferda Hanım: Benim yakinen görmüşlüğüm var, hayal meyal hatırlıyorum. Çok derinden bilmiyorum. Çok mektuplaşırmış annemle, mektuplar eski Türkçe oldukları için annem onları okur, muhafaza eder ama evde fazla bahsetmezdi. “Dedenden mektup geldi. Seni gözlerinden öpüyor,” derdi. Ben genç yaşıma geldiğim zaman zaten bunlar meydanda yoktu. Mektupların bir kısmını galiba bazıları almış geri getirmediler. Bazıları bizde.

Selma Argon: Anneciğim imha etti.

Ferda Hanım: İmha etmiş, çünkü bizim içimizde onları okuyacak kimse yoktu. Bu vasıtayla şimdi çıktı meydana, bunları ben yeni yeni okuyorum. Bilhassa bu, babama yazdığı mektupları nasıl sevgiyle kaleme aldığını görmek bizi şaşırtıyor.

F.B.: “İki gözüm evladım Ahmet Beyim,” diye yazmış.

Selma Hanım; Tabi o mektup çok önemlidir… Şöyle yazıyor; “Evladım Ahmet Bey, Mektubunuz geldi, evce memnun olduk. Cenab-ı Hak afiyetinizi daim etsin,.. Ferda Kadın hakkındaki malumatın, boğazdan düşmesiyle ukalalığı pek ileriye götürmesi cihetlerinden başkası çok hoşumuza gitti. Mamafih iştiha-yı kadimin Tuzovası’nda avdet edeceğine ukalalığını da Su’ad’ın mutlaka adam akıllı bir tedavisi ber-taraf eyleyeceğine emin bulunuyoruz. Allah onu sizlere, sizleri de onlara bağışlasın, âmin…”

Babamın şark görevi çıkınca duygularını şöyle belirtmiş. Ki bu duygular onun vatana hizmet algısını da ortaya koyuyor.

Şarka hizmet için hazırlanmak emri almışsınız. Rabbim hayırlı eylesin. Hamdolsun gençsiniz, dinçsiniz. Yurdun her tarafını dolaşmalı, her tarafına hizmet etmelisiniz. Vatan bir külldür ki tecezzi kabul etmez; şarkı, garbı, şimali, cenubu kamilen nazarımızda bir olmalıdır. Uzak, yakın, soğuk, sıcak dememeli, elimizden geldiği kadar, hatta bunun fevkinde olarak, fedakârane çalışmalıyız. Başka türlü ne yaşamak, ne de memleketi yaşatmak imkânı yoktur. Allah mübarek yurdumuzu sizin gibi fedakâr, vefakâr evladına, sizin gibi fedakâr, vefakâr evladını da mübarek yurdumuza bağışlasın, âmin.”

Bir de anneme mektupları var. Aileye mektupları var. Bazılarını sizlerle paylaşacağız. Tabi anne baba Mısır’da, kızlar Türkiye’de. Müthiş bir ayrılık acısı ve vatan özlemi var. Mektupların diline bu özlem o kadar hâkimdir ki, dedemin kalemindeki müthiş belagati de eklerseniz ortaya bir şaheser çıkıveriyor. Mesela anneme yazdığı bir mektup var. “Bize mektup yazın kuzum,” diyor. “Bizi çok bekletmeyin.” Özlem yüklü… Ablam Ferda’yı soruyor, ona dair bilgi istiyor, onu isterken de kendisi dayım Tahir’le ilgili bilgiler veriyor…

 

“Evlâdım Su'âd,

Evvelce gönderdiğiniz mektûba cevâb verememiştik. Siz de bir daha yazmak lütfunda bulunmadınız. Hele bu bayram iki satırlık olsun bir şey yollamayışınız bilhâssa anneni çok mahzun etti. Hemen kalemi eline al, sıhhatinize, râhatınıza, husûsiyle Ferdâ'ya dâir bize malûmât ver.

Bizler şimdiki hâlde hamd olsun iyiyiz. Tâhir bir ufak hastalık geçirdi. Lâkin bugünlerde iyidir, mektebine gidip geliyor.

Annen de böyle giderse fenâ değil. Göğsünden çokluk şikâyeti yok. İstanbul'dan yeni geldiği zaman hâli harap idi. Hamd olsun bugünlerde iyi.

Kuzum evlâdım, mektûb yazın, bizi uzun boylu bekletmeyin.

Mehmed Akif”

 

 

Yine bir başka mektubu daha var. 11 Haziran 1932 tarihli… Bunda da babamın şark göreviyle ilgili yazmış dedem. Arzu ederseniz Mısır tarafına görev çıkartalım, bu tarafa gelin demek istemiş galiba. Kararı da annemlere bırakmış. Ferda’nın okuluna kadar düşünmüş.