Ailesinden Mesajlar

FERDA KADIN ANLATIYOR

F.B.: Ferda Hanım’la beraberiz. Ferda Hanım, Selma Hanım’ın ablası, Su’ad Hanım’ın ilk kızı. Aynı zamanda Mehmet Akif’in tek çocuk şiiri olan “Ferda Kadın” şiirinin yazıldığı şahsiyet. Şimdi Ferda Hanım, sizden sizi dinleyebilir miyiz, Ferda Kadın kimdir?

Ferda Hanım: Evet, heyecanlanıyorum ben. Zaten büyük oğlum şiirleri okurken, Selma bilir, çok dokunuyor bana. Türkçe olarak bilmiyordum, yani yeni Türkçe olarak okuduğunda çok ağladım. Annem sağdı ama oğlum okurken çok duygulanıyordum. O kadar tuhafıma gitti ki o his, o kelimeler… Hem seviniyor insan hem düşünüyor, “Acaba hak ettim mi, bunları bana yazmış, ilk torununa yazmış. Hak ettim mi, hak edecek bir şey yaptım mı?” Değil mi Selma?

Selma Argon: Necip Bey kitabında arkadaşlarına yazdığı bir mektupta senden bahsediyor. “Küçük kızım yakında buraya geldi. Yanında da 4-5 yaşlarında Fatma Ferda var, hazır torunum oldu, ne güzelmiş,” diyor, senden bahsediyor.

Ferda Hanım: Onları pek okuyamıyorum ben, çünkü çok yaşlandım.

F.B.: Gençsiniz maşallah

Ferda Hanım: Çok şükür Allah’a…

F.B.: Kaç yılında doğdunuz? Biraz kendinizi anlatır mısınız?

Selma Argon: Ablam şimdi onu unutmuştur. Hiç üstünde durmadığımız bir şeydir, ben de yaşımı unuttum. Nerede doğduğu mu da unuttum…

Ferda Hanım: Ben evlendikten sonra, aileden koptum demeyeyim de burada değildim.

Selma Argon: 1957’de Almanya’ya gittin zaten.

Ferda Hanım: 1957’de gittim, evlendim, sonra 1956’da Ali doğdu değil mi?

Selma Argon: Ali doğdu, sonra gittin.

Ferda Hanım: Sonra o kucağımda gittim ben 1956-57’de gittim oraya. 40 sene…

Ferda Hanım: Bütün gençliğim orada geçti. Her sene buraya kardeşimi görmeye gelirdim, onu özlerdim. Her sene gelir, bir iki ay kalır, dönerdim. Yazın hep gelirdim.

F.B.:  Şu an kaç yaşındasınız?

Selma Argon: 1927 doğumlu ablam. Tahmin ediyorum annem ve babam 1926’da evlenmişler. Normal olarak bir sene sonra da ablam olmuş.

F.B.: İstanbul’da doğdunuz?

Selma Argon: İstanbul, Küplüce’de.

Ferda Hanım: Annem Küplüce derdi bana, onun için kardeşimle aramız çok olduğu için, o da elimde doğdu, ben genç kızdım o dünyaya geldiğinde. O benim çocuğum gibiydi, onun üstüne titriyordum ben. O birazcık mutlu olmasa, birazcık düşünceli olsa ben üzülürdüm. Evladım gibiydi Selmacım, benim elime doğdu.

Selma Argon: Küçükken iyiydi de artık ben de çok büyüdüm abla, çok fazla büyüdüm.

Ferda Hanım: Evet, o da isyan ediyor. İsyan edince ben ne diyeyim. O kadar üstüne düşüyorum. Annem beni tembih ettiğinde, bana, “Sırtını dik tut, omzuna bir şey al,” dediğinde kızardım. Biz de öyle olduk şimdi, ben Selma’ya söylüyorum. Selma da bundan sıkılıyor. O zaman düşünüp duruyorum, susuyorum.

Selma Argon: Dikkat ettiniz mi, resimlere bakarken bir şey geliyor aklıma, annem hep dik otururdu. Resimlerinde hep dimdik otururken görülür. Çünkü dedem masada, yemekte otururlarken devamlı dik oturmalarını istermiş. Annem de bize aynı şeyi söylerdi. annem elli yaşlarına kadar şu cetvelle bir hareket yapardı böyle…

Ferda Hanım: İsveç jimnastiği

Selma Argon: İsveç jimnastiği derlermiş eskiden, hep dimdikti, dik otururdu. Artık çok yaşlanıp sırt ağrıları çekip kendini bırakana kadar hep dimdik otururdu.

Ferda Hanım: Evet, hep bana aynı şeyi söylerdi. Birazcık böyle yapsan Ferda…

F.B.: Boynunuzu bükmeyin, dik oturun.

Ferda Hanım: Dik oturun…

F.B.: Ferda ne demek?

Ferda Hanım: Ferda, ‘mazi’ kelimesinin karşıtı, ‘gelecek’ demek…

Selma Argon: ‘Yarın…’

Ferda Hanım: ‘Yarın’ demek. Geleceği düşünerek adımı koydular herhalde. Annem okumuştu bana kartı gösterip de, aklımda fakat kendim okuyunca şimdi insan düşüncelere dalıyor.