Ailesinden Mesajlar

F.B. Beraber mi yaşıyorsunuz?

Selma Argon: Beraber yaşıyoruz tabi. Ablam uzun zaman Almanya’daydı. 57 senesinde ablam ilkokulu dolaştıkları yerde okuyor. Annem ve babamla… İstanbul’a geldikten sonra ablam güzel sanatlar fakültesine yazıldı, resim bölümüne gidiyordu.

F.B.: Anneniz gibi onda da resim…

Selma Argon: Evet, o meraklıydı, oraya gidiyordu. Ayhan Işıkların, Zeki Mürenlerin o dönem gittiği yere… Hatta arada beni de götürürdü. Ben otururdum iskemlede, poz verir, resim yaparlarken onları seyrederdim. Oradan hâlâ dostlukları, arkadaşları var.

F.B.: Resim yapar mı hâlâ?

Selma Argon: Hayır, artık yapamıyor. Yani oradan çoğu çıkan insanlar hep başka başka işlere yöneliyorlar, neden bilmiyorum. Çizgisi falan güzeldir tabi, güzel dikiş diker mesela. Çoğu elbiselerimi annemle ablam dikerdi ben çocukken, çok güzel şeyler yaparlardı. Ablam akademinin son senesinde -aşağı yukarı- evlendi. Benim Hatta o eşiyle nişanlandığı zaman ben çok küçüktüm. ilkokuldaydım evlendiler. Eniştem askerliğini yapmak için Afyon’a gitti. Ablam beni çok özlediği için bir ara Afyon’a beni de götürdü. Bir tatilimde ben de oradaydım. Kırıkkale’ye gitti eniştem. Mimardı kendisi, orada bir şeyler yapmak için Amerikalıların yanında bir iş alarak gitti. Oraya da gittim ben. Ablam da beni nereye gittiyse götürmüştür. Yeğenim orada, Kırıkkale’de doğdu, Kırıkkale doğumluydu Ali, bir oğulları oldu. Sonra eniştem o seneler Almanya’ya gitti. Yıldız Teknik Üniversitesi mezunuydu eniştem, Almanya’ya müracaat etti, fakat orada o üniversitenin diplomasını kabul etmemişler. Tekrar üniversiteye girdi, orada tekrar okudu. Son derece kabiliyetli, son derece hırslı, çabucak lisan öğrendi. Bir müddet sonra ablamla Ali’yi de -Ali yedi aylıkken- aldırdı Almanya’ya. Aşağı yukarı kırk seneye yakın Almanya’da yaşadılar. Ben gittim, hem evlenmeden önce, hem evlendikten sonra… Stuttgart’a gittiler, Stuttgart’tan sonra başka yerlere gittiler. Eniştem orada kendisine büro açtı, köprüler yaptı, çok güzel… Mühendis tabi, yani çok tutuldu orada. Düşünün Almanya’da tutulmak çok emek isteyen bir işti, güven vermek lazım. Almanların başka türlü oluyor biliyorsunuz. Son dönemlerinde çok tutuldu. Epeyce sonra ablam 2000 senesinde döndü. Aşağı yukarı 80’li senelerin sonuna doğru da eşinden ayrıldı ablam. Eniştem de birkaç sene önce vefat etti zaten, orada kaldı naaşı.

F.B.: Ya Ali’ye ne oldu?

Selma Argon: Ali’yi de ne yazık ki yine 1980’li senelerin başında kötü hastalıktan kaybettik. Onun iki kızı oldu, iki torunu var ablamın. Almanya’da, iki kız torun. Biri doktor çıktı babası gibi, şu anda stajını yapıyor. Biri de daha okuyor, 25 ve 26 yaşlarındalar Ali’nin çocukları. Ali çok cici bir çocuktu. Orada okudu, Almanya’da. 1957 senesinde yedi aylıkken gitmişti. Doktor oldu, hem de birincilikle bitirdi tıp fakültesini. Kader… Anneme Ali’nin vefatını hiç söylemedik. Pembe yalanlar söyledik; anneme, çünkü hep niye gelmediğini, aramadığını soruyordu. Ablam anneme, Ali’nin Amerika’ya gittiğini, çok uzakta olduğunu, işlerinden dolayı arayamadığını söyledi. Niye üzelim yaşlı kadını, değil mi. Böyle genç bir insanın ölümünü ona söyleyemedik. Ablam tabi uzun zaman içine kapandı, çok kötü oldu. Evlat kaybetmek kolay bir şey değil. Fakat demek ki sağlammış iradesi, atlattık çok şükür… Hiç kimse böyle bir şeyi kolay atlatamaz ama o dayandı.

F.B.: Şimdi sağlığı nasıl?

Selma Argon: Ablam, annem gibi, anneannem gibi güçlü iradelidir ama baba tarafından gelen astımı var. İleriki yaşlarda çıktı, gençken yoktu. İleriki yaşlarda çıktığı zaman uzun sürüyor. İlaçlarla yaşıyor; günde iki defa ağızdan fısfısla ilaç alıyorı var. Yüksek tansiyonu olduğu için biraz asabi. Onun dışında yaşlılığın getirdiği ağrılar var; romatizması var ama iyi çok şükür, yani iyi sayılır… Astımı da artık kronik hale geldi, yaşadığı müddetçe o ilaç kullanacak. İki hastalığının dışında bir sorunu yok, Allaha çok şükür. Havalar güzel olunca çıkar yürür… Beraber çıkarız, parkta gezeriz. Bazen sıkılır onu alır dışarı çıkarız, Kadıköy’e ineriz. İyi maşallah var. İyi olsun...

F.B.: Şimdi İstanbul’da Ataşehir’de yaşıyorsunuz, kimler var evde?

Selma Argon: Evde en başta ben, ablam, oğlum, gelinim ve gelinimizin babası var. İş bankası müdürlüğünden emekli, aşağı yukarı ablam yaşında…

F.B.: Sizin eğitim hayatınızdan devam edelim. Aile hayatınızı bitirip dedenizle olan münasebetlerinize geleceğiz. Şimdi ilkokulda başöğretmeniniz İstiklal Marşı’nı size okuturdu herhalde…

Selma Argon: Evet. Yeni bir okula başladığınızda başöğretmen sizi herkese tanıtıyor zaten orada. Yeni bir arkadaşınız geldi diyor, anlatıyor her şeyini; annesi şu, babası şu, dedesi bu diye. Bütün pazartesi sabahları, İstiklal Marşı’nı ben okumaya başlayınca çocuklar zaten kendiliklerinden öğreniyorlar.

F.B.: Her pazartesi siz mi okurdunuz?

Selma Argon: Çoğunlukla ben okurdum. pazartesi günleri. Tabi öbür çocuklarla beraber ama beni öne çıkartırlardı. Becerebilirdiğim için bu hoşuma giderdi. beceremesem herhalde çok utanırdım ve üzülürdüm.

F.B.: Peki çocukluk hislerini hatırlar mısınız, nasıl bir duyguydu? Dedenizin yazdığı bir şiir bir milletin Ulusal Marşı olmuş ve siz onu neredeyse 20-30 yıl sonra, ilkokulda, onun torunu sıfatıyla okuyorsunuz.

Selma Argon: O hisleri ben hâlâ yaşıyorum. İnsan büyük gurur duyuyor. Bu kelimelerle ifade edilecek bir duygu değil. İçinizden, bu şiiri yazan benim dedem diyorsunuz. Bu şiiri o yazmış. Sonra çocuk aklınızla, nasıl yazmış, o kelimeleri nereden bulmuş, onu merak ediyorsunuz. Nasıl bir coşkuyla yazmış? Ben o zaman ne hissediyorsam şimdi de aynı şeyleri hissediyorum. İşittiğim zaman ya da bir yerde söylerken heyecanlanıyorum, boğazımda düğümler oluşuyor. Hata yapacağım diye korkuyorum. Törende hep birlikte okumamıza rağmen, sanki kalabalık koronun içinde insanlar sadece benim sesimi duyacak diye korkuyorum. Yine de ben onu kendime mal ediyorum okurken. Burada okul var ya yakınımızda, bazen cuma akşamları okul kapanırken okuduklarını duyuyorum. Yanımda sevdiğim birisi olsa da onunla paylaşsam, işte bak yine İstiklal Marşı okunuyor, dedemi anıyorlar, dedemi anıyorum diyebilsem diye hep birini ararım yanımda. Hep o ihtiyacı hissederim, paylaşma ihtiyacını.

F.B.: Peki, ortaokul yıllarına doğru gidelim. Nasıl bir öğrenciydiniz? Kompozisyonda çok iyi olduğunuzu duyduk.